Meslektaşım, O Çocuğu Kaybetme: Sınıfın Arka Sırasına Bir de Bu Gözle Bak

Meslektaşım, O Çocuğu Kaybetme: Sınıfın Arka Sırasına Bir de Bu Gözle Bak

Merhaba değerli meslektaşım, ben Fatih KAYA.

RAM’da görev yaparken, önüme gelen Eğitsel Değerlendirme dosyalarında sıkça şunu görüyorum: “Derse ilgisiz, hareketli, okumayı sökemedi.” Bu cümlelerin altında yatan gerçek hikayeyi görebilmek, bir eğitimcinin en büyük sınavıdır. Yıllarca okul yöneticiliği yapmış biri olarak, müfredatı yetiştirme telaşınızı, sınıf mevcutlarının kalabalıklığını ve veli baskısını çok iyi biliyorum. Ancak bazen bir film, binlerce sayfalık pedagoji kitabının anlatamadığını 2 saatte anlatır.

Bugün size, sadece bir sinema filmi değil, adeta bir “Özel Eğitim ve Kaynaştırma Hizmet İçi Eğitim Semineri” niteliğinde olan o kült eseri, öğretmen kimliğimizle analiz ederek öneriyorum.

Film Önerisi: Her Çocuk Özeldir (Taare Zameen Par)

Neden Her Öğretmen İzlemeli? Çünkü bu film, bizim “Özgül Öğrenme Güçlüğü” (Disleksi) diyerek raporlaştırdığımız o teknik terimin, bir çocuğun (Ishaan) kalbinde yarattığı depremi gösteriyor. Biz sınıfta “b” ile “d”yi karıştıran çocuğa bazen “dikkat etmiyor” deyip geçebiliyoruz. Ama Ram Shankar Nikumbh (Aamir Khan) karakteri bize şunu ispatlıyor: Öğretmenlik, müfredatı anlatmak değil; çocuğun frekansını bulmaktır.

RAM ve Saha Gözüyle Filmden Çıkarılacak Dersler:

  1. Tanı Etiketlemek Değildir: Çocuğun “tembel” değil, farklı öğrenen bir birey olduğunu keşfetmek, bir öğretmenin yapabileceği en büyük devrimdir.
  2. Yöntem Değişikliği: Filmdeki öğretmen, klasik ezberci sistemi kırıp, kumu, boyayı, müziği kullanarak çocuğa ulaşıyor. Bu bize “Öğrenci öğrenemiyorsa, öğretmen öğretemiyordur; yöntem değiştirmelidir” ilkesini hatırlatıyor.
  3. Veli İletişimi: Çocuğun babasının katı tutumu ve öğretmenin buna karşı duruşu, bizim RAM’da velilere anlatmaya çalıştığımız “kabul süreci”nin en net özetidir.

💬 Öğretmenler Odasından İzleyici Yorumları (Vurucu Sahneler)

Meslektaşlarımla yaptığımız kritiklerde öne çıkan, eğitimci kalbimize dokunan o anlar:

  • “Harflerin Dansı” ve Empati:“İshaan’ın kitaptaki harflerin uçuştuğunu, örümcek gibi yürüdüğünü söylediği sahne… Yıllardır ‘dikkatsiz’ dediğim öğrencilerimden o an özür dilemek istedim. Disleksinin bir görme sorunu değil, algılayış biçimi olduğunu bu sahneyle iliklerime kadar hissettim.”
  • Solomon Adaları Hikayesi (Pedagojik Tokat):“Öğretmenin babaya verdiği o ders… ‘Solomon Adaları’nda yerliler ağacı kesmezmiş, etrafına toplanıp ona kötü sözler söylermiş ve ağaç kururmuş.’ Sınıfta farkında olmadan kuruttuğumuz çocuklar var mı diye o gece uyuyamadım.”
  • Aynadaki Yansıma (Öğretmen-Öğrenci Bağı):“Finalde İshaan’ın öğretmenin portresini çizdiği an… Bir çocuk, ancak kendisine inanan bir öğretmenin gözünde devleşebilir. O resim sadece bir portre değil, çocuğun güveninin belgesiydi.”

Film, “zor öğrenci” yoktur, “henüz keşfedilmemiş öğrenci” vardır tezini işler. Sınıf yönetiminde otoritenin bağırarak değil, bağ kurarak sağlanacağını; en yaramaz görünen çocuğun bile doğru kanaldan girildiğinde nasıl uyum sağladığını gösterir.
Evet, dolaylı yoldan içerir. Filmde kullanılan kum havuzunda harf çizme, sesli okuma, yaparak-yaşayarak öğrenme teknikleri, bizim özel eğitimde “çok duyulu öğretim” dediğimiz bilimsel yöntemlerin sinemaya uyarlanmış halidir.
Kesinlikle! Özellikle çocuğunun durumunu kabullenmekte zorlanan, sürekli akademik başarı odaklı velilerinize “Ev ödevi” olarak bu filmi verin. Sizin saatlerce anlatıp ikna edemediğiniz konuyu, bu film 2 saatte halledebilir.

Bir Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar