Zekânın Gizli Tarihi: Biz Atalarımızdan Daha mı Zekiyiz?
Yazar: Fatih KAYA (Özel Eğitim Öğretmeni)
Rehberlik ve Araştırma Merkezi’nde önüme gelen yüzlerce dosyayı incelerken sıkça şu soruyla karşılaşırım: “Hocam, bu çocukların zekâ puanları neyi ifade ediyor? Zekâ değişmez bir kader midir?” Ebeveynlerin gözlerindeki o kaygılı ifadeyi çok iyi bilirim. Çoğu zaman zekânın, göz rengi gibi doğuştan gelen ve ölene kadar sabit kalan bir miras olduğuna inanılır. Ancak bilim, bize çok daha umut verici ve dinamik bir hikâye anlatıyor. Bu hikâyenin kahramanı ise James Flynn.
1980’lerde siyaset bilimci James Flynn, dünya genelindeki zekâ testi skorlarını geriye dönük olarak incelediğinde şaşırtıcı bir örüntü fark etti. İnsanlığın ortalama IQ puanı, her on yılda bir yaklaşık 3 puan artıyordu. Bu fenomene bilim dünyası “Flynn Etkisi” adını verdi.
Peki, bu ne anlama geliyor? Eğer 1900 yılında yaşayan bir insanın zekâsını bugünün standartlarıyla ölçseydik, sonuç muhtemelen “zihinsel yetersizlik” sınırında çıkacaktı. Tersi durumda, o günün ortalama bir insanı bugün yaşasaydı, biz ona “dahi” mi diyecektik? Cevap hayır. Değişen şey biyolojik donanımımız veya beyin kapasitemiz değil; değişen şey “zihinsel gözlüklerimiz”.
Atalarımız “somut” bir dünyada hayatta kalma mücadelesi veriyordu. Onlar için zekâ; tarlayı ne zaman süreceğini bilmek, havayı koklayıp yağmuru tahmin etmekti. Bizler ise tamamen “soyut” ve sembolik bir dünyada yaşıyoruz. Televizyonlar, internet, karmaşık okul müfredatları ve sürekli değişen teknoloji, beynimizi varsayımlar üzerinden düşünmeye, sınıflandırmalar yapmaya ve mantıksal bağlar kurmaya zorluyor. Yani bizler daha zeki değiliz; bizler daha farklı, daha analitik düşünmeye programlanmış bir nesiliz.
Bir Özel Eğitim Öğretmeni ve RAM Değerlendirmecisi olarak bu tabloya baktığımda gördüğüm şey şudur: Çevre, zekânın mimarıdır. Flynn etkisi bize, bir çocuğun performansının sadece genetik mirasıyla sınırlı olmadığını, ona sunulan uyaranların zenginliğiyle doğrudan ilişkili olduğunu kanıtlar.
Özel eğitim gereksinimi duyan bir çocuğumuzun durumu da bundan farklı değildir. Çocuğun tanısı ne olursa olsun; ona sunduğumuz eğitim ortamı, görsel materyaller, sevgi dolu bir iletişim ve sabırlı bir öğretim süreci, onun kendi potansiyelinin zirvesine çıkmasını sağlayan “çevresel kaldıraçlardır”.
Flynn Etkisi, karamsarlığa kapılan her aileye ve her eğitimciye verilmiş bilimsel bir müjdedir. İnsan zihni esnektir, gelişime açıktır ve doğru “zihinsel beslenme” ile her zaman yukarı yönlü bir ivme kazanabilir. Bizim görevimiz, o ivmeyi yaratacak ortamı hazırlamaktır.
Boyu uzadıkça aklı kısalıyor bunlar diye bir tabir var. Bizimse zekamız geliştikçe işe yararlığımız kısalıyor.
Günümüz şartlarında herkes konuşuyor ama hiç birimiz anlamıyoruz..
Tarihin en çelişkili döneminden geçiyoruz.
Eskisi kadar üretken değiliz, doğru.
Çok geniş bir bakış açımız var zira.
Sadece gözlemek bile ömrümüzü tüketecek boyutta vakit alıyor.
Yetmiyor, konuşuyoruz.
Hal böyle olunca işe yarar bir etkimizde olmuyor.